Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu: Fakültere özerklik verilsin

service

Tamer IŞITIR

Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu Feyiz, Türk üniversitelerinin bütçeyi döndürebilmek için devamlı lisanstaki talebe sayısını artırmaya çalıştığını belirterek, “50-100 bin kişilik üniversite mekanikleşir. Üniversitenin itici gücü master-doktora öğrencileridir. Lisansı optimumda tutup, master-doktora sayısını çoğaltmak gerekir” diyor.

Kadir Özgü Üniversitesi’nin fizik profesörü rektörü Sondan Durukanoğlu Feyiz, “Dünyada benzerini bulamazsınız” diyerek özetlediği yeni eğitim modeliyle hayalindeki üniversiteyi yaratmak istiyor. Rektörlük görevinde 3. yılını tamamlayan Feyiz, ‘entelektüel Disneyland’la süregelen modelle 2018’de 0,4 olan şahıs başı averaj gösterim sayısını bu yıl 1,1’e çıkardıklarını, 2024 hedefl erinin ise 2,5 bulunduğunu söylüyor. “MIT, 1945’e kadar 2 senelik bir okulmuş, başına fizikçi bir rektör ulaştıktan sonra bugünkü kimliğine kavuşmuş” diyerek nihai hedefl erini açıklıyor; “Ikimiz de Türkiye’nin MIT’sini yaratacağız.”

Sabancı Üniversitesi’ndeki rektör yardımcılığı görevinin peşinden 2018’de Kadir Özgü Üniversitesi’nde rektörlük görevine süregelen Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu Feyiz’le hem bugünün Türkiye’sinin küresel rekabette gerekseme duyduğu bilimsel nitelikli dönüşümü hem de üniversitesinde imza attığı eğitim modeli değişikliğiyle elde etmeye başladıkları başarılarını konuştuk.

MASTER-DOKTORADAN PARA ALMAKTAN VAZGEÇELİM

*Türk üniversitelerinin bugünkü durumunu iyi mi değerlendirirsiniz? Times Higher Education şeklinde endekslerde üst sıralarda yer almanın kriterleri belli. Niçin o listelerde daha oldukça üniversitemiz yok?

Üniversite o endekslerdeki parametrelerin peşine gitmeye başlarsa aslı kaçırıyor. Tamam hedefimiz o endekslere girmek fakat aklın yolu bir. Araştırmanın itici motoru öğrencilerdir. Örneğin bizim şu an 155 tane full-time akademisyenimiz var. Tehlikeli sonuç eşiğe ulaşabilmemiz için bunun minimum 200 olması lazım. 1 hocaya 8 tane doktora öğrencisinin düşmesi gerekiyor. Türkiye’de üniversiteler bütçeyi döndürebilmek için devamlı lisanstaki talebe sayısını artırmaya çalışıyor. En büyük zarar o. Oysa lisans talebe sayısını optimumda tutup master ve doktora öğrencisini çoğaltmak koşul. Master ve doktora öğrencisinden para alınmaz. Sen itici gücünden para isteyemezsin. Ustalaşmış master programları ayrı, fakat tezli programlarda bundan caymak lazım. Biz Kadir Özgü’ta bunu değiştirdik. Talebe gecesini gündüzüne katacak çalışacak, bir de ondan para isteyeceğim, böyle bir durum olabilir mi? Tüm tezli programlarda hocalara yetki verdim; ‘Kalitesine bakın öğrencinin, ücret istemeyin, verin yüzde 100 bursu. Artı o ufaklıklara başka burs da bulacaksınız’. Bunu yaptığınız süre görmüş olacaksınız, 5 yıl içinde o yayınlar tıkır tıkır artacak. Endekslerde de daha iyi bölgelere geleceğiz.

FİZİKÇİ GİBİ DÜŞÜNEREK FİZİK DERSİNİ YASAKLADI

*Gösterim konusunu bu şekilde hallettik diyelim, peki öteki parametreler?

Hoca başına talebe meselesi var bir de… Dünya üniversitelerine bakın, 1. derslik kitle eğitimi verilir. Amfilere öğrencileri doldururlar. 1 tane de hoca koyarlar oraya… Biz üniversitemizde o eğitim modellerini değiştirdik. 21’inci yüzyıl insanının gereksinimlerine 18’inci 19’uncu yüzyıllarda geliştirilen eğitim modeliyle yanıt verilmez. Maalesef yeni kurulan üniversiteler birbirini kopyaladıkları için hiçbir şekilde yeni bir sistem getirmiyorlar.

Rektör olduğumda tüm hocalarla bir araya geldim. ‘Bir Kadir Özgü Üniversitesi mezununda görmek istediğiniz evrensel, insani kıymet ve yetkinlikler neler’ diye sormuş oldum; kimse matematik falan demedi. ‘Eleştirel düşünme yetisi, konuşma, yazma, sunum becerisi, takıma liderlik, yaşamış olduğu gezegene duyarlılık’ vs. dendi. Klasik müfredatla bu yetileri öğrencilere vermek mümkün mü? Değil. Fizikçi olmanın güzelliği nedir? Dayatılanları kabul etmeyerek sıfırdan bir problemi kafanla, beyninle çözmeye çalışıyorsun. Bunu 3 bölümümüze uyguladık. Eşya, mekatronik ve elektrik-elektronik mühendisliği. ‘1. derslik müfredatında 1 tane fizik, kimya, matematik dersi yok, yasak’ dedim. Fizik lüzumlu değil demiyorum, bu şekilde öğretilmek zorunda değil.

Ne var derslerde? Evrensel değerler ve etik. Hoca gelip sana terbiye anlatmıyor. Cinsel yönelimden hanıma şiddete, teröre ve etnik problemlerden iklime tüm problemler masaya yatırılacak, hocanın görevi mentorluk yapmak. Hepimiz düşüncesini özgürce ifade edecek, hoca evrensel değerleri hatırlatarak ‘Tekrar düşünün’ diyecek. Ve münakaşa… Başka hiçbir şey istemiyorum. İkincisi algoritmik düşünme. Öğrenmek zorundayız, veri çağındayız. İster hukukçu, ister sanatçı, kim olursa olsun… Bu kadar verinin yoğun olduğu dönemde algoritmik çözüm yöntemlerini öğrenmek zorundasın.

DÜNYA GAZETESİ’Nİ EN İYİ GAZETE YAPMA KONUSU TASARIM PROBLEMİDİR

Tasarım mesela. Söz gelimi Dünya Gazetesi’ni en iyi gazete yapmak mevzusu bir tasarım problemidir. COVID sorununu yada İstanbul’un ulaşım problemini çözme birer tasarımdır. Öğrencilere sistemsel düşünmeyi aktardığımız bir tasarım dersini devreye alıyoruz. Temel bilimsel kavramların tartışılıp özümsendiği bir süreçten bahsediyoruz. Sual 1; evren iyi mi oluştu? Bununla başlıyoruz. Gezegende yaşam iyi mi başladı, sonrasında insanoğlunun hayatta kalma mücadelesi, ilaç meselesi, sonrasında insanoğlunun dünyayı anlama problemi ve peşinden klasik fizikten kuantum fiziğine geçiş… 1,5 saatlik kuantum fiziği dersim için 2,5 ay çalıştım. Temel kavramları tartışmadığın süre hakikaten oturmuyor. Bir şey daha, yazılı sınavları kaldırdık. Yasak! Öğrencinin münakaşa becerisi, anlama, sunum, yazma becerisi… Bu yetkinlikleri derslere dağıttık.

1’İNCİ SINIFI ENTELEKTÜEL DİSNEYLAND’A ÇEVİRDİK

Mesela Kökenler dersinde sunum becerisini geliştiriyoruz. Batı medeniyetine karşı hiçbir düşmanlığım yok fakat uygarlık yalnız batı değil. Uygarlık dediğimiz şey insanlığın yerleşik düzene geçmesiyle başladı. Uzakdoğu’da da yerleşik düzene geçen var, Ortadoğu’da da var, Afrika’da da var. Hocalardan dersleri karşılaştırmalı hazırlamalarını istedim. İnsan türünün bu gezegendeki zamanı; bir cinsel türün değil. ‘Çocuk dönem sonuna kadar 2 bin kelimelik makaleler yazacak’ dedik. Evrensel değerler ve etik dersinde tartışmayı öğretiyoruz. Münakaşa fakat haklı çıkmak üstüne değil. Argüman geliştirerek ortak akıl bulma üstüne. Bu şekilde bir tasarım yaptık. 1’inci sınıfın ilk süreci bu şekilde. 2’nci dönemde bölüm dersleri alınabiliyor fakat ben bir koşul koydum, o şekilde değişik olacak ki bir mühendislik dersini bir hukuk talebesi de alabilecek. 1’inci sınıfı entelektüel Disneyland’e çevirdik. Jazz tarihinden tut, evrenin derinliklerine, seyahatten küresel sorunlara kadar müthiş bir ders seçeneği var.

DÜNYADA BİZİMKİ GİBİ RADİKALİ BULUNMAZ

Şimdi sizin dediğiniz yere geliyorum. Sanat dersi de alacak çocuk, hukuk da alacak, politika de alacak, müzik de alacak. Gelecek yıllarda almış olduğu şeyi hatırlayacak, ‘ben bunu deneyebilirim’ diyecek. Dünyanın hiçbir yerinde bu programı bire bir bulamazsın. Benzerini bulursun fakat bizimkisi şeklinde radikali bulunmaz. Hem YÖK (Yükseköğrenim Kurumu) hem YÖKAK (Yükseköğrenim Kalite Kurulu) bizi destekledi, dört gözle sonuçlarımızı bekliyor. İletişim Fakültesi; Yeni Medya, Halkla İlişkiler, Görsel İletişim Tasarım, Reklamcılık, Radyo Beyazperde Tv bölümleri ordu şeklinde geçti. Tasarım Fakültesi’nde tiyatro, mimarlık, içmimarlık, endüstriyel tasarım bölümleri, Mühendislik Fakültesi’nde endüstriyel tasarım harici tüm bölümler geçti.

LAW SCHOOL TAM İSTEDİĞİM GİBİ

Hukuku da değiştireceğiz. Olay tabanlı olacak. Netfl ix’te Law School diye bir takım var. Tam istediğim şeklinde. Olay analizi yapıyor çocuklar. Uygar Kanunla ilgili mühim kanunları koyarsın, tartıştıra tartıştıra öğretirsin çocuğa. Dört yılda üç fakülteyi geçirdik, ikinci dönemimde öteki iki fakülteyi de tamamlayacağız. Yol haritamız belli.

FİRMALARIN AR-GE DİREKTÖRLERİNİ ÇAĞIRDIM, DEDİM Kİ…

İş dünyasıyla akademinin organik bir ilişki içinde olması gerekirken, Türkiye bu mevzuda sektörel ve bilimsel nitelikli sermayesini pek efektif kullanamıyor. Siz üniversitenizde bu mevzuya ne tür açılımlar getiriyorsunuz?

Eğitimde sanayi-üniversite işbirliğini organik olarak biz kurduk, oldukça net. Eğitimdeki iş ortaklarımızla proje de geliştirmeye başladık. “Akademisyenler burnu havada insanoğlu, sanayicilerden uzak dururlar” algısı var, oysa iki aklın bir araya gelip problemleri çözmesi lazım. Örneğin TÜBİTAK, programlar geliştiriyor. Bir o kadar güzel programlar ki… Fakat organik olmayınca olmuyor. Diyor ki TÜBİTAK; ‘Eğer üniversiteyle işbirliğine gidersen ve Ar-Ge elemanı da yetiştirirsen senin projenin yüzde 75’ini ben karşılayacağım, yüzde 25’ini de sen kat’ diyor. Bir de kendi şirketinden burada doktora meydana getiren çalışanın mezun olduktan sonrasında sende çalışırsa, maaşının yüzde 75’ini şu kadar süreyle ben karşılayacağım’ diyor. Aslen süper ötesi teşvikler var ki…

Sektöre karşın sektöre insan yetiştiremezsin. Hangi dünya genelinde iş meydana getiren şirkete giderseniz gidin, ister MIT’den ister ODTÜ yada Boğaziçi’nden mezun olsun, diyorlar ki ‘aldığımız elemanı minimum 1 yıl eğitiyoruz’. Ben de diyorum ki buna ne gerek var? Türkiye’nin en öncü firmalarının Ar-Ge direktörlerini topladım, dedim ki ‘Madem bizim yetiştirdiğimiz mezunları beğenmiyorsunuz, gelin müfredatı beraber hazırlayalım’. Bunu meydana getiren dünyada tek üniversite biziz. ‘Fakat bir şartım var’ dedim. Bir tane geleneksel ders olmayacak. Hoca çıkacak, öğrenciler dinleyecek böyle bir durum istemiyorum. Öğrenme biçimini değiştireceğiz. İki; öğrencilerin her dönem bir proje havuzu olacak. Talebe buradan seçecek, yaparken öğrenecek. Üç; bu projeler sizin Ar-Ge merkezlerinden gelecek. Dört; her bir proje için bana bir mühendis mentör vereceksiniz. Çocuk 2. sınıftan itibaren alanının en iyi mühendisleriyle birlikte proje halletmeye başlıyor. Her bir proje için bir bilimsel nitelikli bir de sektörden mentörü var. O denli başarıya ulaşmış gidiyor ki.

BEN ONLARA ‘ŞİZOFREN’ DİYORUM

Kadir Özgü devasa yükseklikte sıralamalardan talebe almıyor. Mühendislikten bir hocayla konuştum, bana dedi ki, ‘Bizim öğrenciler oldukça fena, şu sıralamalardan geliyor filan…’. ‘Haydi canım siz de’ dedim, biz modeli değiştirdik. 2019-20’nin öğrencileri çekirdek programı bitirip proje tabanlı eğitimi tamamladılar. Ben final projelerine girmiştim. 6 grup var, 2’şer kişilik minimum 3 tane grup benim kendi doktora öğrencilerimden daha iyi sunum yaptılar. Asla abartmıyorum…

Bizde elektrik-elektronik mühendisliği bölümünde -ben onlara şizofren diyorum- bir klasik, bir de proje tabanlı program var. Her ikisinde de adı ve hocası aynı ders var. 2. dönem sonunda notları kıyasladık. Klasik müfredatla gidenin not averajı 4 üstünden 1.6, diğeri 3.65. Döndüm hocaya, ‘Hocam, n’oldu?’ dedim. Aynı segment çocuklar, ilk 200 binden alınan iki grup bunlar.

Dersleri hocanın eylemsiz, öğrencinin etken olduğu bir şeye dönüştürdük. Bunu iyi mi yapabildik? Bu sebeple benim 4 bin öğrencim var. Ben bölümlere yüzlerce çocuk almıyorum. İstanbul Hukuk 1000 talebe alıyormuş her yıl, bu mümkün değil. Ben 30-40 talebe alıyorum. Bu şekilde de gidecek. Gayemiz oldukça iyi eğitim vermek. Gerçek vakıf üniversitesinin asla bir ticari kaygısının olmaması lazım. Buraya gelenin burada harcanması lazım, vakfın destek vermesi lazım. Ticari amacı olan bir üniversite asla benim söylediğim şeklinde bir üniversite olması imkansız. Ekonomik kaygı klasik müfredatı dürter.

MIT’DE, SİNGAPUR’DA MASTER SÖZÜ VERİYORUM

‘Sizin üstünüzde emellerim oldukça fazla çocuklar’ diyorum çocuklar geldiği süre. ‘Ben sizin bir Ar-Ge elemanı olmanızı isterim’ diyorum. En iyi okullarda master-doktora meydana getirecek şekilde portfolyalarını hazırlıyoruz. Ben ABD’da 15 yıl yaşadım. Oradaki üniversitelerin öğrencileri iyi mi kabul ettiklerini biliyorum. 1’den itibaren bu çocuklar istediği araştırma grubunun elemanı olabiliyorlar. 4’e kadar minimum 2 tane dünyanın en iyi bilimsel dergilerinde yayınları olacak. CV’lerinde 2. sınıfta tamamlanmış projeleri, bir de üstüne müthiş 2 yazı, ben size güvence veriyorum; MIT de, Singapur’daki üniversiteler de evlatları yüzde 100 kabul edecekler master-doktora programlarına.

MEKANİKLEŞMEYİ ÖNLEMENİN YOLU FAKÜLTELERE ÖZERLİK VERİLMESİDİR

Nüfusu nispeten azca üniversitelerde köklü model değişikliği yapmak da bazı riskleri almak da daha kolaydır. Peki 40 bin50 bin sözü geçen üniversitelerde etkili bir dönüşüm için ne yapacağız? Başarı için ölçek sorununa iyi mi eğilmek gerekir?

Büyük sayılarla mekanikleşiyorsun. Ben büyük sayıları doğru bulmuyorum. Bir üniversite niye 40 bin kişilik olsun. 100 bin kişilik üniversite neyin nesi? Şu yapılabilir; fakültelere özerklik verilebilir ki orası üniversite şeklinde çalışsın. Fakülte dekanı vizyoner bir dekansa o değişimleri, dokunuşları yapabilir. Ben bunu burada merkezi yapıyorum. Bizim üniversitenin boyutu herhangi bir devlet üniversitesinin fakültesinden daha minik. Büyük üniversitelerde mekanikleşmeyi önlemenin yolu fakültelere özerklik verilmesidir.

BİLGİYİ MAKİNAYA YÜKLE GİTSİN,İNSAN BEYNİ ANALİZ YAPSIN

30 yıl ilkin bilgiye bu kadar acele ulaşamıyorduk. Eğitim kurumlarının görevi bilgiyi öğrenciye yüklemekti. Informasyon olmadan fikir-analiz çıkmıyordu. Şimdi bilgiyi bu kadar yüklemeye gerek yok. İnternet elinin altında. Beyni başka türlü kullanacaksın. Anında ulaştığın bilgiyi çözümleme edip, netice çıkaracaksın. Yükle makinaya bitsin. Beyin çözümleme yapsın. Ezbere dayalı bilgiyle karşılaştırma da yapılmıyor. Newton Amca’nın makara sorunlarını yine yine çocuğa çözdürerek fizik öğretilmez. Fizik lazım fakat gerçek yaşam sorunlarını çözmeye uyarlamak esas mevzu. Çocuk bunu Sondan’dan öğrenmek zorunda da değil. Birçok iyi üniversitedeki hocadan öğrenebilir. Dijital çağ bilgiye istediğin koldan erişebilme özgürlüğüdür.

AR-GE’YE GSMH’NİN YÜZDE 3’ÜNÜ AYIRSAK…

İnsan kaynağını teknolojiye uyarlamak ve yüksek teknolojili ürün üretmek için devlete, hususi sektöre ve akademiye bir rota çizmek istesek neler yapılabilir?

Devletin birinci görevi Ar-Ge meydana getirecek, daha da önemlisi üniversitelerde liyakatı yerleştirecek. Rektör atamasından hoca alınmasına kadar… Bakın, AB yalnız beyin mevzusuna 2 milyar Euro kaynak ayırdı. Bu ne demek? Yüzbinlerce araştırmacı, beyin alanına aktı demek. İnsan kaynağını buralara kanalize etmenin yolu minimallerde değil oldukça ciddi seviyelerde Ar-Ge yatırımı yapmaktır. Master ve doktora talebe sayılarını arttırabilecek kadar iyi hocalarımız burada var. Devlet ‘iyi üniversite nedir’ diyecek ve liyakata gore davranacak. Kendi kaynaklarımızla öğretim üyesi yetiştirebiliriz. Dışarıdan çekmeye de gerek yok. O doğru değil.

Araştırma için hoca öğrencisini destekleyecek, fakat şu anki sistemde okul öğrenciden para istiyor. ‘Hocam benden para isteyecek misiniz’ diyor çocuklar, ‘Hayır ben sizden para istemiyorum, parayı ben size bulacağım’ diyorum.

5-6 milyonluk Singapur Ar-Ge’ye yılda 2 milyar dolar harcıyor. Türkiye’nin bir nüfusuna bakın, bir Ar-Ge yatırımına bakın. Yüksek teknoloji üretmek istiyorsanız Ar-Ge’ye yatırım yapmak zorundasınız. Cenup Kore {özel sektör} sermayesiyle bu hale gelmedi. Devlet kasanın ağzını Ar-Ge firmalarına açtı. Türkiye 2 milyar dolar değil de gayri safi ulusal hasılasının yüzde 3’ünü ayırsın, bak görürsün. Fazlaca iyi insan kaynağımız var, fakat ekosistemde talebe özgürce çalışabilmeli.

Ekonominin tekrardan formüle edilmesi lazım

Geçenlerde bir araştırmada vardı, Türk gençlerin yüzde 88’i yurtdışına gitmek istiyor. Bir ihtimal yüzde 80’i maalesef asla gidemeyecek. Dünyayı bilen, takip eden gencin yaratacağı kıymet her alanda kendini hissettirir. Türkiye’de ekonomik yada demokratik koşulları bir kenara bırakırsak, olabildiğince oldukça gencin yurtdışına gitmesine olanak yaratmamız gerekmez mi?

Yüzde 100 katılıyorum. Bazı insanların yurtdışına gitmek isteme sebebi ekonomik gerekçelere dayanıyor. 2005-2010 yılları aralığında Türkiye’nin bu şekilde bir problemi yoktu, büyüyen bir ekonomisi vardı. Şu an niçin bu şekilde bir problemi var? Toplumsal adaletsizlik daha derinleşti. Eskiden insanoğlu yaşamlarını sürdürebilecek kadar para kazanıyorlardı. Bu ekonominin kesinlikle yine formüle edilmesi lazım. Ülkede yüksek teknoloji firmasının olması lazım ki mühendislik bitirmiş çocuk iş bulsun. Sektörler büyümeli, büyürken de kar etmeli. Üniversitemdeki temel politikalarımdan biri her talebe minimum bir kere yurtdışına gitmeli. Başka bir yere gitmek oldukça mühim. Dünya vatandaşı olmak o insanı bambaşka biri yapıyor. Hippi şeklinde düşünün. Hareketliliğin bu kadar olduğu bir zamanda niçin kendinizi tek ülkeye mahkum ediyorsunuz.

‘ÖĞRENCİLERİN UÇAK BİLETLERİNİ BEN ALIYORUM’

Biz 2024 yılına kadar mezun grubumuzun bir ya da iki dönem yurtdışına gitmiş bulunduğunu görmek istiyoruz. Eğer Erasmus harici bir yere gitmek isterlerse kültürel şok yaşamak adına, mesela Uzakdoğu’ya, o süre teşvik ediyorum onları, tayyare biletlerini ben alıyorum. ‘Yüzde 20-25 oranında yabancı öğrencimiz olmalı’ diyorum. Dünya genelinde bir üniversite olmak istiyorsan değişik kültürlere alışık insan yetiştirmek gerekiyor. Bu da ekosistemini değiştirmekle mümkün. İstanbul’a her yıl on bin talebe geliyor. Ben ilk binden isterim. Sorun para getirmeleri değil, talebe burada da kalabilir, ülkesine de dönebilir. Amaç uluslararasılaşmayı tesis edecek ortamı oluşturmak.

ASGARİ ÜCRET ÇİN’İN ALTINDAYKEN KİMSE GENÇLİĞİ SUÇLAYAMAZ

Bizlerden en büyük beyin göçünün olduğu ülke Almanya, refah düzeyinin yüksekliği sebebiyle bilim, teknoloji ve mühendislik bölümlerinde okumak isteyenlerin sayısı oldukça azca. Eskiden Almanya bizlerden işçi alıyordu, şimdi beyin alıyor. Türkiye’nin en güzide okullarından mezun oluyorsun, başlangıç maaşlarına bakın Tanrı aşkına. Çocuk ailesinin yanından ayrılamıyor. Üniversitenin ana harcama deposu insan deposudur. Şirketlerde de bu böyledir. Tutum denince akıllarına ilk çalışan çıkarma ve maaşı düşürme geliyor, bu denklem değişmediği sürece işimiz zor. 30 yıl ilkin Çin asgari tutarı en düşük olan ülkeydi, bugün biz onun da altında kaldık. Bu şekilde gerekçeler varken kimse gençliği suçlayamaz. Bizim çocuklar yaşamak için gidiyor başka yere.

Türkiye’nin MIT’sini yaratacağız

Bilimsel nitelikli olarak yakın ve orta vadede neler hedefliyorsunuz?

2018 senesinde Kadir Özgü’a geldiğimde şahıs başına gösterim sayımız 0.4’tü. 2021 bitmedi, 1.1’i geçtik. Aynı hocalarla yapıyoruz bunu. İşin özüne gidiyorum; ‘bir akademisyen iyi mi olmalı’ sorusunu soruyorum. Türkiye’de ortalamanın üstündeyiz. Benim 2024 hedefim 2.5 averaja ulaşmak. 2024’te ek olarak 400 milyon TL’lik araştırma fonunu yöneten bir üniversite olacağız. Şu an 100 milyona geldik. Bu tarz şeyleri gerçekleştirdiğin süre o endekslere girmek mesele olmaz. Onlar oldukça yan sonuçlar. ‘Üniversite iyi mi olmalı’; bunun üstünde durmak lazım. MIT 1945 yılına kadar 2 senelik bir okulmuş. Sonrasında fizikçi bir rektör getirmişler ve o fizikçi profesör bugünkü MIT’yi yarattı. Ikimiz de burada Türkiye’nin MIT’sini yaratacağız.

Elon Musk, Aziz Sancar, Özdemir Bayraktar…

Bizim sanayicinin tüccarlıktan çıkıp sanayici olması lazım. Elon Musk iyi mi Elon Musk oldu?

{Özel sektör} şu anda kafi oranda Ar-Ge yatırımı yapmıyor. Fakat İHA’larımız var değil mi? Özdemir Bayraktar’ı ben tanıdım. Hakkaten müthiş bir insan. Adam, orada yatıp kalktı. Tek ilgilenilmiş olduğu şey mühendislik programıydı. Selçuk Bayraktar da o şekilde, onu da tanıyorum. Bizdeki hata başka etiketlerle uğraşmamız. Oysa o değerlere yapışacaksın. Türkiye’de sistem insan doğrama makinası. Aziz Sancar Türkiye’de olsaydı Aziz Sancar olabilir miydi?

Vakıf üniversitelerinin patron problemi

Vakıf üniversitelerindeki mesele; patronlar üniversiteye fazla müdahale ediyorlar. Süregelen hatalardan bir tanesi akıl akılı beğenmiyor. Oysa ‘fikrin var ise ben seni destekleyeceğimm’ demek lazım. Sen ne anlarsın denmez, ilerleme akılları özgür bırakmakla olur. Fazlaca iyi insan kaynağımız var fakat iyi yönetemiyoruz. Ben oldukça şanslıydım, harcadığımız her kuruşa ben karar veriyorum.

Teknokentler emlak ofisine döndü

Sual soran, merak eden insan bir şeyi başarır. ‘Kısa sürede iyi mi varlıklı oluruz’ diyen insanlarla bu iş olmaz. Teknokent kuracağız fakat Türkiye’deki teknokentler emlak ofisine döndü, orada yer kiralıyor firmalar. Biz talebe ve akademisyenlerimizi yerleştirmeyi planlıyoruz. Teknoloji bu gruptan çıkacak. Orayı bizim kendi öğrencimiz besleyecek. Bu sebeple düşünen, üreten bunlar.

“Kadir Özgü’a hayalimdeki üniversiteyi oluşturmak için geldim”

Ben Kadir Özgü’a rektör olmak için gelmedim, hayalimdeki üniversiteyi oluşturmak için geldim. Benim de 23-24 yaşlarında bir oğlum var, gençleri biliyorum, gereksinimleri görüyorum. Klasik yöntemler bu ihtiyaçlara yanıt vermiyor. Ben üniversiteye geç başladım, geç bitirdim. 24-25 yaşlarında öğrenciler üniversiteyi bitiriyor. Onlara ‘Ben 100 yaşını bulacağım, siz 150 yaşını bulacaksınız diyorum’. Tanrı aşkına, siz ömrünüzün sonuna kadar aynı işi yapacağınızı mı zannediyorsunuz? Biz 1’inci sınıfta her şeyi tattırıyoruz ufaklıklara. Yeni yetkinlikler için bu lüzumlu. Dijital çağ peki fakat insan özelliğimiz hep duracak.

ŞU ANKİ ELEYİCİ SİSTEMDE BEN YOKTUM

Şu anki eleyici sistemde ben asla olmazdım. Lise ikiye kadar her dönem 7 zayıf getiriyordum. Buluğluk zor geçti fakat kendini bulmak oldukça kolay değil. Bizim öğrenciler oldukça erken yaşta kendi hayatlarıyla ilgili sorunların üstesinden gelmek zorunda kalıyorlar. Bir rüzgara kapılıp gidiyorsun. Lise son sınıfı kendimden üç yaş minik kardeşimle okudum. Şu anki eleyici sistemde ben yoktum. Biz 10 kardeşiz. Babam işyar, annem ev hanımıydı. Üniversiteyi bitirdim, işe girip aileme yardım etmem gerekiyor. Fakat benim aklımda akademisyen olmak var. Dedim ki, ‘Bana müsaade edin, 1 yıl verin. Yurtdışı imtihanlarına hazırlanayım. Kazanamazsam istediğinizi yapacağım’ dedim. Kazandım da gidebildim. Tanrı’tan babam ‘Seni evlendireceğim’ demedi. 10 kardeş; sekiz kız, iki adam, çoğumuz üniversite mezunuyuz.

ASGARİ ÜCRETLE TÜRKİYE’DE NE YAPILABİLİR?

İnsanlar tercihlerini mecburen ekonomik gerekçelerle yapıyor. Bugün Türkiye’de eğer bir mühendis iyi bir maaşla bir yerde başlarsa, aklında doktora yapmak olsa bile onu tercih etmiyor. Bu sebeple hakikaten ekonomik şartlar Türkiye’de zor. Ben doktora için ABD’ya giderken devletten burs alarak gittim. Döndüğümde doktora öğretim üyesi olarak 300 dolara çalışmaya başladım. Bu para benim çocuğumun kreş parasına yetmiyordu. Yurtdışında asgari ücret de olsa 1100 dolar yetiyordu. Fakat Türkiye’de asgari ücretle ne yapılabilir?

REKTÖRLÜKTEN SONRA SIRADA MİMARLIK VAR

58 yaşındayım. Fizikçi olarak başladım, yönetici olarak devam ediyorum. Bundan sonraki hayatımda başka bir şey daha yapacağım. Ben kendimdeki dönüşüme bakıyorum; benim oğlan neler meydana getirecek tahmin bile edemiyorum. Bu sebeple sıkılırsınız. Aynı iş 100 yıl süresince yapılamaz. Bir işi yaparak ömrü tamamlamak artık mümkün değil. Aslına bakarsan bu durum depresyonun ana deposu. İşte ikimiz de 1. derslik müfredatımızı o gerekliliklere gore hazırladık. Rektörlükten sonrasında mimarlık okuyacağım. Tasarımı oldukça seviyorum. 2 senelik master’a bakar, o denli. Başka bir şey değil. Türkiye olması da koşul değil. Dünyanın hangi ülkesindeysem orada yaparım.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Avusturya Forum - Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Et