Uzman Klinik Psikolog Cansu Cenup, sıhhatli birlikteliğin gizemini konu alıyor.

service

“Kiminlesin?… Ne vakit eve döneceksin?…Tekrar onunla konuşma…Bu giydiğini değiştir…Benden izin aldın mı? ” ve niceleri… Bunlar aslen {hiç de} yabancısı olmadığımız cümleler. İlişkilerin çoğunda; içtenlik ve yakınlık düzeyi arttıkça, kişilerin hususi alanlarının kısıtlanmaya başlaması ve tarafların birbirlerine fazlaca nüfuz etmesi sonucunda çoğunlukla kullanılan cümle kalıpları. Peki sevgi nedir, ne değildir?

Sevgi, karşıdaki kişiyi olduğu benzer biçimde kabul etmektir. O kişiye körü körüne tutunmamak, kendimiz benzer biçimde olmayanı kabul etmek, birden fazla doğru, birden fazla özellik bulunduğunu kabul edip, sırf kendimizde olanı empoze etmeye çalışmamaktır. Sevgi, karşıdaki kişinin hususi alanına saygı duymak, bireyselleşme ihtiyacına anlayış göstermektir. İlişkilerde kişilerin içine düşmüş olduğu en büyük aldatmaca, sevgi ile sahiplenmeyi karıştırmaktır. “Beni seviyor, o yüzden imreniyor. Beni sevilmiş olduğu için kısıtlıyor…” Kim bilir en büyük yanılgı bu işte. Sevmeyi, sevgiyi olabilecek en yıkıcı duygular ve davranışlarla eşleştirmek…Günümüz ilişkilerinde yaşanmış olan en büyük problemlerin deposu işte bu. Sevmek ve sevilmeyi, sevmek ve sevilmek harici her türlü yıkıcı duyguyla eşleştirmek esas sorun.

frank mckenna A9kYGeJkMZE unsplash(1)

“En sağlam ilişkiler, birbiri olmadan da yaşayabilecek fakat bunu istemeyen iki şahıs içinde kurulur” demiş Herriet Lerner. “Sensiz yaşayamam” cümlesi ilişkide ağır bir baskı yaratır. İki tarafın kişiliği, zevkleri tamamen iç içe geçer ve iki taraf da birbirlerini hayatlarının merkezine koyar. Ayrı bir kişi değil de, sanki kendisine bağlı bir uzuvmuş benzer biçimde davranırlar. İşte bu aşamada bu ilişki saplantılı ve nüfuz edici bir hal alır ki, bu şekilde bir ilişki genel anlamda yıkıcı bir halde bitmeye mahkum olur.

Kıskançlık, aşırı sahiplenme, sevgiden dolayı oluşmaz. Kıskançlığı oluşturan şey, kişinin kendisine olan güveninin eksikliğidir ve aşırı sahiplenme ihtiyacının altında karşı tarafı yitirme korkusu yatar. Bu korku, ilişkide tehlikeli boyutlara kadar uzanan düşüncelere ve eylemlere zemin hazırlayabilir. Maalesef günümüz hanım cinayetlerine baktığımızda, pek çoğunun altında denetim edilemeyen hiddet ve kıskançlık krizleri yatıyor.

valentin antonucci 9cRDDvhpBRw unsplash(1)

Ilk olarak şunu bilmeliyiz ki, mental anlamda sıhhatli olmayan bir insanla yaşanacak duygusal ilişki her şekilde olumsuzluğu bununla beraber getirir. Fizyolojik ve duygusal sertlik, aşırı talepler, isteğiniz haricinde eylemlere zorlanmanız, tarzınıza ve hayatınıza fazlasıyla müdahale edilmesi, bu ilişkiden uzak durmanız için ciddi sinyallerdir. İlişki; kişiye kendisini iyi hissettirdiği ve gelişmesine destek olduğu takdirde sağlıklıdır.

Unutulmaması ihtiyaç duyulan bir öteki mühim detay da şudur: İnsanları değiştiremezsiniz! İnsanlar siz onlarla tanıştığınız anda nasıllarsa, ilişki içinde ve ayrıldığınız anda da odurlar. Karşınızdaki şahıs, eğer istiyorsa sizinle birlikte dönüşür, kendisini geliştirir. Sonuçta sevgi, ilişki, bunlar insanı dönüştüren kavramlardır…Fakat kimse, baskı yaparak birini geliştiremez ve değiştiremez. İlişkilerdeki en büyük hatalardan birisi de, karşı tarafın üstünde egemenlik kurarak onu değiştirmeye çalışmaktır ve bu daima hüsranla sonuçlanır.

1970 senesinde Psikolog John Gottman öncülüğünde, sıhhatli ve uzun ömürlü ilişkileri oluşturan faktörleri belirleyebilmek amacıyla gönüllü bazı evli çiftler, laboratuvar ortamında incelemeye alındı. Bu çalışmada, yeni evli çiftler elektrotlara bağlanarak iyi mi tanıştıkları, yaşadıkları mühim çatışmalar ve paylaştıkları mutlu hatıraları hakkında bazı sorulara doğal olarak tutuldular. Cevaplama esnasında kan basınçları, kalp atışları ve terleme oranları ölçüldü. Bu veriler sonucunda çiftler ”İyiler” ve ”Felaketler” olarak iki gruba ayrıldı. Gözlem bittikten altı yıl sonrasında aynı çiftlerle iletişime geçtiklerinde ‘’İyiler” Grubu’nun hala mutlu bir beraberlik sürdürdükleri,’’Felaketler” Grubu’nun ise ya ayrılmış ya mutsuz bir beraberlik içinde oldukları tespit edildi. Çiftlerin bu iki gruptan hangisine ilişik olduklarını belirleyen temel unsur, partnerleri ile birlikteyken gösterdikleri fizyolojik tepkilerdi. ”İyiler”, partnerleri ile birlikte kendilerine yöneltilen sorulara yanıt verirken rahat ve sakin bir tutum içindeydiler. ”Felaketler” ise eşlerinin yanında hırçın bir tutum sergiliyor, her cümlelerinde agresif bir taban mevcut oluyordu. Bu tutum, mutlu anıları hakkında konuşurken bile devam ediyordu. Bu iki grubu birbirinden ayıran temel fark şuydu: ”İyiler” partnerleri hakkında konuşurken onlarla ilgili pozitif özelliklere odaklanıyor ve bundan sevinç duyuyorlardı. “Yıkım”ler ise devamlı eşlerinin noksan ve kendilerini rahatsız eden yönlerine odaklanıyorlardı.

anastasia sklyar 1qIRIqN14A unsplash

Biriyle beraberlik yaşandığı vakit, o kişinin pozitif ve negatif özelliklerini, kendi algımızda istediğimiz benzer biçimde şekillendirebiliyoruz. Bir ihtimal bu şekilde, ihtimaller içinde bir hayal kırıklığından kaçınıyoruz. Hani derler ya “İlk başlangıçta bu huyu batmıyordu fakat artık tahammül edemiyorum” diye… Bunun sebebi başta bizi rahatsız edebilecek özellikleri kafamızda örtbas ediyoruz. Bunu yaparak da, kafamızda ideal bir eş oluşturuyoruz. Başlangıçtaki heyecanla bunu yaparken farkındalığımız o denli düşük oluyor ki, kafamızda idealleştirdiğimiz eş, bizim için karşıdaki kişinin gerçekliğini oluşturuyor. Zaman içinde bu gerçeklik bozulmaya başladığında ise, karşımızdaki kişinin başlangıçta gözümüze batmayan özellikleri, sonradan rahatsız etmeye başlıyor. Bu sebeple ilişkilerin başlangıcında, birbirini olduğu benzer biçimde kabul etmek en mühim faktörlerden biri.

Kimi zaman yaşanmış olan problemler çözümsüz gözükebilir. İşin içinden çıkılamaz benzer biçimde hissettirir ve ilişki içindeki kişiler birbirlerine karşı tamamen negatif bir tutum içine girebilirler. Mühim olan problemlerin çözülmesinden ziyade, partnerler tarafınca sorunların ele alınış şeklidir. Problem her ne olursa olsun, sıhhatli yazışma ve saygı çerçevesinde, yaşanılan sorun sıhhatli olarak ele alınabilir. Problem tamamen ortadan kalkmasa da, bu yolla en azından yıkıcı tesiri birazcık daha hafifler ve çiftler arasındaki kopukluğun önüne geçer. Psikolog Gottman’ın güzel bir sözü var: “Aşkınızın ve evliliğinizin uzun sürmesinin yolu, sevdiğinize kıymet vermeniz ve o hayatınızda olduğundan talihli hissetmenizdir. Ve bu kıymet duygusunu, çiftler ilişki içinde beraber geliştirirler.”

Karşılıklı saygı ve sevgiyi ebediyen canlı tutacağınız, güzel ilişkilere…

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Avusturya Forum - Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Et